Otuzundan sonra piyano

Ekşi sözlükteki bir başlıktı, ‘30 Yaşından Sonra Piyano Çalmayı Öğrenmek’. Ne zaman piyano önde bir parça dinlesem heveslenir, Internet’te bir kaç dijital piyano sitesini gezer, sonra ‘piyano nasıl çalınır‘ diye aratır, en sonunda da ‘20 yaşından sonra piyano‘  (hatta geçen seneye kadar 30 yaşından sonra olmuştu) konulu forum başlıklarını  okurdum.

Aslında dinlerken çok keyif aldığım, ancak bu yaşıma kadar başına oturacak cesareti kendimde bulamadığım bir enstrümandı piyano. İki elin birbirinden bağımsız şekilde ama bir bütünün parçalarını paylaşarak tuşların üzerinde gezinmesini hayranlıkla izlerdim (halen de öyle). Bir de çocukken bir arkadaşım mı demişti, bir yerde mi okumuştum tam hatırlamıyorum; ‘sağ el sol el tamamen beyinde ayrılacak, piyano çalmak doğuştan gelen bir yetenek, bir elini yukarı aşağıda yaparken diğeri ile daire yapamıyorsanız piyano çalamazsınız demektir’ diye bir şeyler hatırlıyorum. Tabii çocuk aklı ile bu basit el testini deneyip yapamadığımı görünce hafızamda yer etmiş, o günden beri benim için imkansız bir şey haline gelmişti piyano.

Bir yandan yazıyı yazarken, bir yandan da düzenli aralıklarla ‘taslak olarak kaydedip’ yazdığıma bakıyordum ki, sanki ‘geçen sene piyano aldım, virtüöz oldum‘ gibi bir yere bağlanacak şekilde yazmışım girizgahı ! Öyle olmadı elbette:)

Bach, Mozart, Chopin benzeri sanatçıların klasik müzik eserlerini dinlemeyi pek beceremiyorum, her ne kadar kendimi zorlasam da, popüler eserler haricinde sıkılıyorum. Dolayısı ile daha çok klasik Türk müziği (örneğin) eserlerini dinlemekten keyif alıyorum diyebilirim. Zaten daha önce burada bahsettiğim Minyatürler I ve Minyatürler II ‘de de piyano – keman ile bu tip eserler icra ediliyor.

Konu başlığına geri dönecek olursak; 30’undan sonra piyano alma / çalmayı deneme konusu sürekli aklımda olan ama bir taraftan hem evde yer kaplaması, hem de ‘koşu bandı‘ gibi bir heves alınıp daha sonra atıl durumda bir köşeye atılma tehlikesi nedeniyle ertelenip durdu. Yoğun iş temposu ve mesai saatleri de hesaba katıldığında piyano almanın çok da anlamlı bir karar olmadığını düşünüyordum. Geçtiğimiz senenin Ekim / Kasım ayı gibiydi,  bizim şirketin İzmir’deki tesislerinde,  patronun ofisinde oturdum piyanonun başına (Şirkette piyano kulağınıza enteresan geldiyse ud, bağlama, buziki, bateri, ney, gitar, kanun vb. de olduğunu belirteyim).

İnsanın çevresi, beklentileri, eşin/dostun yorumları ve Internet’teki paylaşımlar bir karar verme evresinde oldukça etkileyici olabiliyor. Sanki her yaptığımız eylemi mükemmel şekilde yapıyormuşuz gibi yeni bir hobiye başlayacağımızda büyük hedefler koyarak kendimizi yıpratıyoruz.  Orta okul yıllarında bir kaç klasik gitar dersi aldım ancak disiplinli bir şekilde egzersizlere çalışamayınca (zaten klasik gitar çalmak gibi bir isteğim de yoktu, sabahtan akşama gam, arpej çalışmak da ayrıca çok sıkıcıydı) derslerden vazgeçip Internet’ten Türkçe popüler şarkıların akorlarını indirip bunları ezberleme yöntemini tercih etmiştim. Tabii bunun sonucunda da Gürsen’in deyimiyle ‘plaj gitaristi’ olmuştum. Hayatımda hiç klasik parça çalamadım gitarla, flamenko da :) Ama aile ile bir akşam yemeği masasında beraber söylediğimiz, hatalı basılan notaların duyulmadığı kadar eşlik edilen ya da parçanın bilinmeyen kısımlarında es vererek telafi ettiğimiz akşamların keyfini de unutamıyorum. İyi ki de plaj gitaristi olmuşum. İşte, İzmir’de patronun odasında tanıştığım Clavinova ‘nın başına oturduğumda hatırladım o eski günlerin keyfini. Nota bilmiyorum, gam bilmiyorum, parmak egzersizim yok ama dört akor ezberleyip sağ eli kulaktan bir iki parça çalınca anladım ki, piyano çalarken başka bir şey düşünemiyor insan. 

Beni cezbeden de bu oldu. Zaten işim gereği bilgisayar başında oturuyorum tüm gün, akşam da eve gelip televizyonun ya da yine bilgisayarın başına geçince yapılacak işler bir bir aklından geçmeye başlıyor insanın. Sağ olsun, patronumun da yüreklendirmesi ile kendisine ait Clavinova‘yı aldım ve Şubat ayından bugüne evde başına oturduğumda günlük stresimi unutabildiğim yeni bir hobim oldu.

Patronumun deyimiyle piyano ‘tam bir topraklama barası’. ‘İnsanın üzerindeki tüm yükü alıp toprağa atmasını sağlıyor‘ diyor.

Arada iki aylık bir ev değiştirme sürecini de düşersek, Şubat ayından bugüne beş aydır düzensiz aralıklarla piyanomun başına oturuyorum, yarım saat, bazen 45 dk kadar vakit ayırabiliyorum. Sıkılıp devam ettirememekten çekindiğim için de ders almak istemiyorum. Doğal olarak da sonum ‘plaj piyanisti‘ne doğru gidiyor! Zaten piyanoyu görüp de ‘kim çalıyor’ diye soranlara ‘ben çalıyorum ama piyano olarak değil, org olarak‘ yanıtını veriyorum, böylelikle beklentileri artmıyor.. Tabii Gürsen ile Emre piyanoyu gördüklerinde ‘bizim çocukların da sünnetinde çalarsın artık‘ geyiğine çoktan başladılar.

Clavinova serisi Yamaha’nın dijital piyano serilerinde orta üstü bir kademede yer alıyor. Piyano ile birlikte pek çok enstruman ve style adı verilen ritm barındırmanın yanında akustik piyanodakine benzer şekilde tuşeye izin veriyor.

Ayrıca MIDI bağlantısı sayesinde Garageband ya da Logic Pro ile çalışmanız mümkün. Logic Pro’yu 3 aydır kuracağım ancak bir türlü fırsat yaratamadım.

Akustik mi Dijital mi?

Bu soruya Internet forumlarında oldukça sık rastlıyorum. Konunun uzmanı olmamakla birlikte, yeriniz müsaitse doğru olanın akustik olduğuna inanıyorum. Diğer taraftan eğer bir apartman dairesinde oturuyorsanız, akustik bence yanlış seçim.. Komşuları rahatsız edememek adına çalamadığınız, ya da sadece belli saatler arasında çalabildiğiniz bir piyano belirli bir süre sonra atıl halde duruyor. Dijital piyanoyu ise kulaklığınızı takarak, gecenin üçünde bile çalabilirsiniz. Bir de ‘silent’ modeller var ki, bunlar aslında akustik ama akustiğini kapatarak kulaklıkla da çalabiliyorsunuz, bir nevi akustik + dijital hibrit diyebiliriz.

Harcanan Paraya Değer mi?

Bu soru tartışılır, ben kesinlikle pişman değilim. Ha belki benim seviyemde çalan birisi için oldukça lüks bir tercih oldu, çok daha basit bir dijital piyano ile aynı sonuç alınabilirdi. Diğer taraftan, Clavinova üzerindeki style ve seslerin Internet’ten ya da USB ile genişletilebilmesi, basit akor ve eşlik özellikleri ile daha uzun süre başında kalmanızı sağlıyor. Elbette piyanoya çocuk yaşta başlasaydım belki de doğru seçim, yalnızca piyano özelliği olan bir model olacaktı. İnsan kendini zorlamadıkça parmak hareketlerinin meleke haline getirmesi mümkün olmuyor, burada farklı sesler, ritimler ve diğer ‘oyuncaklı’ özellikler ise dikkat dağıtıyor, bu sebeple küçük yaştan itibaren klasik piyano eğitimindekiler için sade modeller tercih ediliyor.

Konuyu toparlarsak, amatör olarak yorumlarım şöyle;

  • Beklentinizi yükseltmeyin: otuzundan sonra Bach çalamazsınız diye bir şey yok ama Bach çalmayacaksanız piyano çalamazsınız diye de bir şey yok,
  • Evinizde yeriniz varsa, müzik dinlemeyi seviyor ve amatör bir hobi arıyorsanız dijital bir piyano bakabilirsiniz,
  • Daha önce piyano alıp devam edemeyen pek çok kişi var, piyano almaya niyet ederseniz ikinci ellere mutlaka bakın,
  • Internet’te pek çok kaynak var, youtube üzerinde pek çok piyano eğitim videosu bulunuyor.  ya da  olarak aratabilirsiniz,
  • Eleştirilere hazırlıklı olun.

Müziksiz kalmayın,

Hasan

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir