Babam
Yıl dönümü geldi bile, bir şeyler yazmak istemiştim sonrasında ama kelimeleri bulamamıştım. Hoş, şimdi de pek farklı değil. Yazıp yazıp sildiğim çok cümle oldu.
Yıl dönümü geldi bile, bir şeyler yazmak istemiştim sonrasında ama kelimeleri bulamamıştım. Hoş, şimdi de pek farklı değil. Yazıp yazıp sildiğim çok cümle oldu.
Genelde sosyal medya üzerinden olumsuz müşteri deneyimlerini okumaya aşina olduğum için, yapılan güzel şeylerin duyurulmasının markaları daha motive edeceğine ve rekabeti olumlu yönde arttıracağına inanıyorum. Her ne kadar bazı markalar tüketicileri, bilindik satış sonrası prosedürler yerine sosyal medya üzerinden ifşa ederek problem çözmeye sevk etse de, bazıları da beklenenden çok daha kolay, t…
Uzun zaman oldu yazmayalı, epey hem de. Bir dönem, sanıyorum 2010 15 arasıydı, düzenli olarak yazmaya çalışıyordum. Haftada, on beş günde bir bir şeyler okuyup oradan çıkardığım notları paylaştığım yazılar ya da özünde verimli çalışmaya destek olabilecek küçük uygulama ip uçları.
Kendimi bildim bileli bir şeylerin bitecek olmasından endişe duyuyorum. Bu bir ilişkinin, hayatın, iş birliğinin, sağlıklı günlerin bitmesi endişesi değil, tam tersine çok basit ve kolayca yerine konabilir şeyler için geçerli oluyor. Çocukluğumda oynadığım pille çalışan oyuncaklardan itibaren bu hissi hatırlıyorum.
Yanıp sönen imlece bakıyorum uzunca bir süredir. Nereden başlasam da anlatsam, bildiğim / gördüğüm sürede hafızamda kalanlar ne kadar anlatır Hasan Külahçıoğlu’nu? Bizim tanışıklığımız benim doğumumdan, evet tam doğduğum günden itibaren 🙂 Hasan dayı, annemin dayısı, doğumumda annemi hastaneye yetiştiren kişi.
Büyümeye devam ediyoruz kızım. Bugün iki yaşındasın, daha şimdiden “ne ara bu kadar zaman geçti”derken yakalıyorum kendimi. Hadi otur da geçen koca bir yılı özetleyelim; oturmayacak mısın?
Kızım, Bir yıl olmuş seni kucağıma ilk aldığımdan beri, tarifi olmayan bir duyguymuş dedikleri gibi. Ben de önce anlamak sonra sana anlatmak istedim. Hoş, sen de bizi çok beklettin, ama iyi ki geldin, hoşgeldin, Aylin.
Günbegün popülerliğini arttıran sosyal medya kullanımı sayesinde artık hepimiz o anki “durumumuzu” arkadaşlarımızla, ailemizle hatta tanımadığımız pek çok insanla paylaşır hale geldik (özellikle hatalı sosyal medya paylaşımları sayesinde artan hırsızlık olaylarını konu Pronet reklamıda, gereksiz yer bildirimli kaynaklı hırsızlıkları esprili bir dille anlatmış, izlemeden geçmemenizi tavsiye ederim)…
Berna Laçin’in Ağustos ayının son haftası Vatan Gazetesi’nde yazdığı Cumartesi yazısını okudunuz mu bilemiyorum. Güzel bir konuya değinmiş; ‘Hayatınızı Sil Baştan Yapmak İster miydiniz? ‘ .
Yine sonbahar geldi, benim gibi “yaz severler” için iç sıkan dönem başladı.. Kısalan günler, yağmurlu ve kasvetli havalar, dökülen yapraklar, açılan okullar ve artan trafik derken artık vaktimizin daha büyük bir bölümünü kapalı mekanlarda geçireceğimiz kış öncesi evredeyiz. Bu satırları okurken bütün yazı dışarıda ya da tatilde geçirdiğimi sanmayın, aksine büyük çoğunluğu ofiste, kapalı ortamda…
Epey olmuş.. 16 milyon dakikanın da üzerinde bir süredir buralardayım. Bazen 5 dakika beklemenin bile nasıl eziyet geldiğini göz önünde bulundurduğumda uzun bir süre, ve evet klasik olacak ama çabuk geçmiş, geçiyor..
Bu ara 90lar gecesi, Seksenler dizisi derken sıkça geçmişe gidiyoruz. Ara sıra aklıma gelir, bu defa yazmak istedim; yaptığımız eylemlerin “son defa” olduğunu bilseydik, farklı yaşar mıydık? Çok kritik anlar ya da üzerine uzun zaman harcanarak verilmiş kararlardan bahsetmiyorum, basit şeyler..
Bu yazıyı yazmak için uzunca bir süre bekledim.. Bekledim ki üzerinden zaman geçsin, hafiflesin. Hani diyorlar ya, büyümek ölümü kabullenmektir diye; sanıyorum büyüyorum.