Bu yazıyı yazmak için uzunca bir süre bekledim.. Bekledim ki üzerinden zaman geçsin, hafiflesin. Hani diyorlar ya, büyümek ölümü kabullenmektir diye; sanıyorum büyüyorum.

İki yıl geçmiş üzerinden, ama ben her aklıma geldiğinde, bir sonraki defada daha azalacağını düşünürken, aslında zaman geçtikçe özlemin arttığının farkına varıyorum.  Çay içerken "çok severdi" diyorum içimden,  marketteyken "kilolarca soğan patates" aklıma geliyor gülüyorum.. Ne zaman birisi "üf çok sıcak oldu" dese yine aynı, yani zaman bunların hatırlanmasını engellemiyor, diğer taraftan iyi ki.

Çok klasik olacak belki ama, bazen herhangi bir esnada aklıma geliyor, acaba yukarıdan (?) izliyor mu diye.. Sonra diğerlerini görüyor mu diye? Hazım Dayı, Hüseyin Dayı, ninem.. Hepsini anıyorum, hoşuma gidiyor ama özlüyorum.

Yazarken bir yandan da yazdığım satırları okuyorum, acaba çok mu dramatize ediyorum diye. Aslında şok edici bir ölüm değildi, öylesine hazırladı ki bizleri, hepimize ?gitti de kurtuldu?  dedirtti.  Buna rağmen, "şu olmasaydı", "bu olmasaydı da şimdi burada olsaydı” derken buluyorum kendimi. Herkesin dönmek istediği çocukluk günleri vardır ya, benimkinin merkezinde hep onu görüyorum.  En son hangi bayram bir araya geldiğimizi hatırlamıyorum, özlüyorum.

Geçen akşam çekmeceleri karıştırırken buldum; 20 senelik el yazısı, ben 10 senelikken;

Bahçelievler’deki hafta sonu kalışlarını, Bakırköy’e gelişleri, Fındıkzade akşamlarını, Pazar kahvaltılarını, hafta içi akşam yemeklerini, Osman dayımı cumartesi sabahın köründe kaldırırken “Dayısı hadi” demesini, “şurdan cüzdanımı aç, içinden şunu al” demesini, her karnede gelen legoları, oyuncakları, ördüğü kazakları hırkaları, ikindi çay bisküvilerini, tüm yaz tatilini birlikte geçirmeyi, başarımda başarısızlığımda arkamdaki gölgesini, her defasında ilk defa duyduğum ve hiç hatırlayamadığım atasözlerini unutabilir miyim? ne şanslıyım ki özlenecek bir çocukluk yaşadım.

Belki bir yorum yazıp anmak istersiniz, sadece onu değil hepsini. Mekan(lar)ı cennet olsun.