Evde "babişko" diye çağrıldığım zamanlara gelmişiz bile, ben daha senin için bir şeyler yazamamışken. Pandemi denildiğini içinde yaşadığımızda öğrendiğimiz bir dönemde katıldın aramıza. 12 Ekim 2019, bugün tam 7 yıl geçmişken üstünden, geç olsun da güç olmasın satırları bunlar.
Geçen 7 yılı burada yazıya dökmek imkansız, ancak yaşanır. Zaten hep diyorum ya; en büyük eserimi 3 cilt halinde yayınlayacağım, şimdilik sadece adı hazır; "Üç Kadınla Yaşamak". Das Kapital kalınlığında bir şeyler var zihnimde. Neyse, bu başka bir yazının konusu.
12 Ekim 2019 Cumartesi günü saat 8:35 civarında seni ilk kucağıma aldığım an. Aşağıda bir sonraki gün 4 kişi olmanın ve Gürsen'in deyimiyle "kalbimin genişlediğini" hissetmeye başladığımın fotoğrafı.

Şimdi fotoğrafa dikkatli baktım da, sanırım ablanın seninle ilgili en olumlu düşündüğü gündü bugün. Bundan sonrası tam bir keşmekeş.

Yalan yok, başlarda dedim zaten tecrübeli babayım, hangi durumda ne yapılması gerektiğini biliyorum diye bu ikinci çocuk fikrinden çok korkmamıştım. Ben nereden bileyim ikincilerin bölüm sonu canavarı gibi olduğunu! Biz ablanın sakinliği ve ağır başlılığının, ebeveynlerin disiplin ve özverileri sayesinde olduğuna iknaydık, "ta ki seni görene kadar".
Sanıyorum hayatındaki kabul etmek zorunda kaldığın tek ikinciliğin, dünyaya gelme sıranız oldu ablanla. Başlarda tatlı bir rekabet olarak başlayan süreç, benim sizlerin daha hızlı kaynaşmanız için odanızı bir yapma saflığım ile birleşince "baba! şu kızını al şuradan" isyanına çok hızlı evrildi.
Evimizdeki en önemli eksikliğin bir prenses olduğunun farkına varmamızı sağladın. Bir de "mizaç" denen bir şey varmış, bak bizden değil valla.

Geçtiğimiz dönemde en çok şükrettiğim şeyler, birincisi sağlık, ikincisi de sadece iki çocuk sahibi olmak oldu. Malum bazı zamanlarda insan daralıyor, bir çıkış noktası arıyor. İşte o zamanlarda hep üç ve daha çok çocuk sahibi olanları düşünerek şükrettim yavrularım.
Şaka bir yana, biliyorum ki bunlar en özlenecek ve en çok birlikte geçirdiğimiz dönemler. Sanırım o nedenle annenizle baş başa çıktığımız nadir akşam yemeklerinde bir saatten sonra telefondan fotoğraflarınıza bakıyoruz.
Selin, güldüğünde ve neşen yerindeyken o kadar çok etrafına yansıtıyorsun ki, hep gül kızım. İçinden geldiği gibi yaşama özgürlüğünü hiçbir zaman kaybetme.
Sen geldiğinde kalbimizin genişleyeceğini biliyorduk ama içine bu kadar ses, bu kadar kahkaha ve bu kadar “babişkoo” sığacağını bilmiyorduk. İnadın, neşen ve istediğini alana kadar vazgeçmeyişin bir gün seni çok güzel yerlere taşıyacak. “Üç Kadınla Yaşamak”ın en renkli, en gürültülü ve en kalın cildine adaysın!
İyi ki doğdun..

0 Yorum
Yorum yap